Soma İçin Bir Olduk:  Çocukların yüzündeki gülümseme her şeye değer...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.

Soma faciasından en çok etkilenen yerlerden biri de Kırkağaç. Kırkağaç’ta yaşayan 12 yaşındaki Yiğit, okuldaki 12 arkadaşıyla birlikte bir bilim kahramanı ekibi kurdu. Önce yapamayacaklarından korktular. Çalıştılar, çalıştılar, çalıştılar, bilgisayarda yazılım geliştirip, legodan yaptıkları robotlarına yüklediler. Bu bilim yolculuğu, özgüven ve başarı doğru yeni başlangıçları müjdeliyordu.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.


Sokrates bilgiçce sorularını Atina sokaklarında sorduğunda bir çok vatandaş bundan rahatsız olmaya başlamıştı. Demokrasiniz beşiğinde artık "bilgeler çağı" sona ermiş, hakikat arayışından ziyade "ikna edebilen söylem" politika dünyasına egemen olmuştu. Tanrısal insanların bilgeliği, laikleşen Yunan dünyasında toplumsal ve siyasal evrende çok az şey ifade ediyordu ve aristokrat dünyasına özlemi hatırlatıyordu. "Elea diyalektiği" bu bilgelik tarzını iyice çözmüştü. Bireylerin çıkar çatışmalarını önemseyen ve gündemin sürekli değiştiği demokratik ortamda "insan", Protagoras'ın deyişiyle "her şeyin ölçüsü" olmuştu. Tek ve değişmez gerçeklerin yerini, sofistlerin yaydığı kuşkuculuk ve görelilik düşünceleri alıyordu.
Sokrates ve Platon'un arayışı bir bakıma nostalji ve mutlağı bulma tutkusudur. Yine de Sokrates, bunu çağına uygun araçlarla pratiğe döker. Kişiliği eski dönemleri hatırlatsa da sorgulayıcı yöntemi benimsemiştir. Sahte bilgilere kapılmaz, "daimon"un etkisinde onayını ancak gerektiğinde verir. Başkalarının yanılgılarını giderir, ruhları anadan doğma hale getirir, "Doğru" ve "Adalet"in yolunu gösterir. Kendi yolunun doğruluğunu göstermek adına ölümü kolayca kabullenir. Sokrates'in yaşamını eserler döken ise Platon'dur. Hocasının büstünü kendi düşünceleriyle oluşturur, diyaloglarını "üstat"ın gizil gücüne bağlar, bilgeliğin ve filozofluğun tanımını yapar.

Büyücü Ebe
Sokrates sofistlerle bir çok konuda tartıştı ancak çağdaşları onu da bir sofist olarak görüyordu. "Laik" hocalardan farkı gizemli yanının ağır basmasıydı. Bir köşeye çekilir, kendinden geçer, hem şaşkınlık hem saydı hem de düşmanlık uyandırırdı. Kişilik parçalanmasına yatkınlığı onu Orta Asya'dan gelen ve Eski Yunan'da da benimsenen "şaman hekim", "büyücü", "göç halinde bulunan ruhların sorgulayıcısı" ve "tanrısal kişi" tipine yaklaştırır. Sokrates bu eski geleneği yeni bir yöntemle uygular; insanı kendi kendisinin şamanı olmaya yönlendirir. Sokrates'i dinleyenler kendi bakış açılarını genişletirler, içinde yaşadıkları duygusal çevreden "yükselirler" ve hakikat arayışına girerler. Sokratesçi alaycılık, başkalarının ruhlarını doğurtma sanatı olan "maiotik" bir yaklaşımdır. Sokrates, büyücülerin "bencil gücünü" benimsemez, gizemleri ve inançları demokratikleştirir. Korkulardan, tutuculuktan, kayıtsızlıktan kaynaklanan idolleştirmeyi eleştirir. Akla dayalı ve sevgi dolu bir girişim olarak felsefeyi yeniden "doğurur".

Mağara Alegorisi
Düşünülür dünya duyulur dünya tarafından şekillendirilmiştir ve bunu da bir mağara temsil eder. Bu mağarada zincire vurulmuş "sıradan insanlık", yüzü mağaranın dibine dönük bir tutsaktır. Arkalarındaki ateşle aydınlanan ve geri plandaki nesnelerin taslaklarından oluşan gölgeleri izler. Bunlar yanlış duyulara dayalı bilgilerdi. Geçip giden gölgeler Leon Robin'e göre "bilgiç kişilerin uydurma yapılarıdır".
Tutsaklardan biri serbest bırakıldığında mağaradan çıkar, dışarıdaki gün ışığı başlangıçta acı ve şaşkınlık duygusu yaratır. Tutsak aşama aşama güneşin(iyi ideası) seyrine kadar ulaşacaktır. Tutsağın adı "filozof"tur, mağaraya geri dönüp "hakikatı" anlattığında diğer tutsaklar ona inanmaz, gölge oyununu büyülenmiş gibi izlemeye devam ederler. Filozof'un sonu, Sokrates gibidir; kurtarmak istediği tutsaklar tarafından bir felakete sürüklenir.
Platon, Batı metafiziğinin kurucusudur. Sofisterin görüşülerini çürüttü, bilimin ve doğruyu bilmenin yöntemlerini kurallaştırdı. Kişinin tanrısal-bilmeye ulaşmasını amaç edindi, siteye adalet ve iyilik getirecek kişilerin "filozoflar" olacağını savundu. Önündeki en büyük engel, düşünce ve eylem ustaları, öznenin özgürleşmesini yöneten sofistlerin duyumculuğuydu. Protagoras duyumu, bilmenin kaynağı olarak görüyordu. İnsanı çevreleyen hareketli ve değişken dünya hakkında bilgi veren ve insanı bu dünya içine yerleştirip egemen kılan duyumlardı.
Platon ise Theaitetos'ta kesin duyumculuğun tutarsızlığa, herhangi bir deneyimin veya dilin kurulmasına ve gerçekşemesi olanağının ortadan kalkmasına yol açtığını savundu. Bilim de izlenimden değil, izlenimler üzerinden akıl yürütmeden kaynaklanmalıydı. Sanılar, değişme ve oluşumun tutsağı iken, bilim Varlık'ın kendisini kuran ilişkilerin sadık bir kavranışıdır. Ruh, oluş ve değişmeden sıyrılmalı, Varlık'ın hakikatini keşfetmelidir. Bunun en iyi yolu dünyadan el etek çekmektir. Katışıksız aşk ve gerçek bir tanrısal bağlanış da ruhu derinden yakalamalıdır.

İdealar Kuramı
Platon uzlaşmaz fikirlerden bir birleşim oluşturma çabasına girişti. Herakleitos bütün varlığı oluş ve değişme ile açıklıyordu, Parmenides ise tek, değişmez varlık fikrini savunuyordu. Platon Parmenides'e yaklaşarak evrende bir kademeleşme olduğunu ileri sürdü. Olay ve değişme alanı olan bir dünya mevcuttu; duyulur dünya. Ruh bedenin tutsağı olarak bu dünyada yaşamaya mecburdu ve kurtuluşu ölümdeydi. İdealar ise karşımıza çıkan bütün"şeyler"in, varlıkların, nesnelerin ya da fiziki ve manevi niteliklerin, gerçek, sürekli ve değişmez özleriydi. İdeaların dünyası düşünülür dünyaydı.
İnsanoğlunun zihni idealar ile ilişki kurabilmeli, duyulur olandan düşünülür olana bir yolculuk gerçekleştirebilmeliydi. Kopya-model bağıntısına dayanarak, nesnelerden ve onlara tekabül eden bilgilerden yararlanan zihin, idealara ve iyilik ideasına kadar ulaşabilirdi.
İnsanoğlu bir bedene tutsak olan ruh olduğunun farkına vardığında kurtuluşu aramaya başlar. Bu arzunun en uç noktasında filozof denilen kişi vardır. Filozof tanrısal nitelik taşıyan bilimler olmaması yüzünden özel bir yöntem belirler. Ölümsüz ruh, duyulur dünya ile düşünülür dünya arasında bir aracıdır. İdeaları seyreder ama aşağılara düşerek onlardan ayrılmıştır. Filozofun ruhu ise idealara geri dönme isteğindedir. Beden ve arzu üzerinde egemenlik kurar, katışıksız aşkın zaferine inanır ve ancak ölümün sağlayabileceği özgürlüğü seçer.
Filozofun bireysel kurtuluşu, sitenin kozmik düzenle uyum içine sokulmasıyla bütün insanlığın kurtuluşu haline dönüşebilir. Erdemin egemen olduğu ve Devlet'te betimlenmiş olan yüce sitede yönetim görevini de filozof üstlenmelidir.


Girit'in Minotourus mitosunda kötü yürekli hayvan tanrı Dionysos, canavar bir boğa kılığına bürünmüştür. Ariadne ile birlikte Labirent'in hâkimidir. Daidalos'un bu eşşiz mimarı örneği insan yaratıcılığını ve Logos'u simgeleştirir. Hayvansallıktan çıkmadıktan sonra akıl insanoğlunu mahvoluşa sürükler. Tanrısal doğasını reddeden Ariadne, sevdiği adam Theseus'a kurtuluşu olan ipin ucunu verir, adamın akla dayalı zorunluluğun dolambaçlı yollarında kaybolmasını önler. İnsan ölümcül meydan okumayı zaman zaman kazanır ancak özgürleşmesi önünde uygarlık ona yeni yeni labirentler inşa eder. O da kurtuluş dinlerine sığınır.
***
Eski Yunanlıların "mucizesi" felsefe nasıl doğdu?
Hakikat arayışındaki köklü değişikliğin nedeni özel bir toplumsal evrimin mantıksal bir sonucudur aslında. Yunan saray sistemi zamanla çökmüş, konuşma ustalığının ve ikna etme yetisinin iktidar araçları olduğu demokratik site MÖ 7. yüzyıla doğru iyice gelişmiştir.
Üstadın karanlık anlamlı hakikatinin yerini, "sivil hakikat" ve "filozofun hakikati" alır. Mitoslarla beslenen üstat kendi hakikatini kutsal bir dogmaya dönüştürerek, her türlü eleştiriyi yasaklıyordu ve toplumu yönetmek için yeni mitler üretiyordu.     "Sivil hakikat" bunun yerine eleştiriye açık ama çalkantılı ve değişken olan bir hakikati getirdi. Daha iyi konuşanın etkisine açık, hatiplerle sofistlerin eylem alanına dönüşen bir hakikat...
"Filozofların hakikati" ise eski dönemin bir mirasçısı gibiydi. Filozoflar "açıklama" üzerine yoğunlaştı, "yönetmek" ve "eleştirilmemek" gibi bir kaygıları bulunmuyordu. Toplumsal çalkantılar ve günlük tercihleri aşan bir gerçeklik peşindeydiler. Sürekli ve değişmez olana, dünyaya ve onun tutarlılığını sağlayan varlığa yöneldiler.
Filozof yeni bir dille nedenleri açıklayan bir demokratik yurttaştı. Akla dayanan söylem logos, mit anlayışı karşısında üstünlük kazanıyordu.
Mitos-logos karşıtlığı
Mitoslar bütüncüldür, herhangi bir gerçeği kapsamlı ve tüm yönleriyle açıklarlar. Kesinlik ve akla yakınlık mitlerin en büyük gücüdür. Nedenselliği insan eylemleriyle kavrarlar, ele gelen, açık seçik açıklamalarda bulunurlar. Toplumsal arzuya denk düştüklerinde tek ve biricik doğru olarak görülürler. İnsanlar mitoslara bakıp gerçekleri mitosun anlattıkları gibi zannederler ve nasıl davranmaları gerektiğini mitlerden öğrenirler. Bir mite yeterince haklı eleştiri getirildiğinde, ya da mit artık toplumsal istekleri tam anlamıyla karşılamadığında o "anlatının" büyüsü bozulur, mitos bütün gücünü ve etkinliğini kaybeder.
Demokratik sitenin oluşmasıyla, matematiğin gelişmesiyle, kişisel söylemin etki gücü artıkça yurttaş artık kendisini aşan gizemli sözlere değil, sorumluluğunu taşıyacağı bir politik konuşma etkinliğine sahip olmuştur. Aklı rehber edinen söylem yine de karşısındaki ikna edebilmek için mitoslardan yararlanmayı ihmal etmez. Eski Yunanlılar aklın çölünde dolaşırken sık sık mitlerin vahalarını aramışlardı.
Milet antik şehri, doğa düşünürlerinin yurdu oldu. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes insan benzeri tanrıların yarattığı evren kozmogonilerine karşı çıktılar. Akıl gözüyle evreni yeniden kurmaya yönelirken, bir ilkeyi ön plana çıkardılar. Bu ilke Thales için Su, Anaksimandros için "apeiron" veya Sonsuz, Anaksimenes için Hava'dır.
Pythagoras, matematik araştırmalar ile gizemciliği temel alan, bir öğretiye dayanan felsefi ve dini bir tarikat kurdu. Ona göre "sayılar bütün varlıkların ilkesi, kaynağı ve köküydü". Takipçileri soyut düşünce tarzlarını astronomiye, mimarlığa ve müziğe uyguladılar.
Ksenophones, Elea Okulu'nu kurdu. İlk Birlik ve Varlık düşünürüydü. Zenon Parmenides'ten sonra Elea Okulu'nu sürdürdü. Diyalektik düşünceyi geliştirdi. Çokluk ile hareketin düşünülemez olduğunu belirten Aporyalar'ı (Akhilleus ile Kaplumbağa, Ok) ortaya attı.
Empedokles sevgi ve nefretin etkisinde dört öğeli karmaşık bir kozmogoni ileri sürmüştü.
Anaksiggores, Zihin'in ya da Akıl'ın (Nous) bütün varlıkları düzenleyen tek ilke olduğunu söyledi.
Leukippos ve Demokritos, sonsuz bir evren içinde bulunan ve boşlukla birbirinden ayrılmış atomlara, Varlık'ın özelliklerini yüklediler. Atomların rastgele çarpışmaları insanoğlunu meydana getirmişti.
Herakleitos insanoğlunu, oluşun ve karşıtlıkların etkisiyle sürüklenen bir varlık olarak gördü: "Düşünmek, doğanın zekâya meydan okuyuşuna karşılık vermek ve Logos'un gizli ve evrensel etkisini anlayana kadar, her varoluşun çelişkili özelliğini göğüslemek demektir".
Logos ruhu yönettiği gibi dünyayı da yönetir. Düşünen insanoğlunu, her varoluşu ve onun özel varlık koşulunu belirleyen kendinden ırak düşmüşlüğünü ve kopmuşluğunu trajik biçimde didiklemeye mahkûm eder. Doğa karşıtlıkların çatışmasının yarattığı bir uyumdur.
"Savaş her şeyin anasıdır". Ateş denize, deniz Gökyüzü ve Yer'e dönüşür, bütün canlı varlıkları doğurur. Hareket tam tersine döner ve başlangıçtaki Ateş'e ulaşır. Evren yanan ve yaktığı şeyle beslenen bir Ateş'tir, aslında.
"Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz", ancak bu her türden değişmez varlığı ortadan kaldıran bir kural değildir.
Parmenides, varlık ile varlık olmayan arasında mutlak bir ayrımı savunmuştur. Duyusal ve aldatıcı dünyanın ötesinde değişmeyen bir temel vardır.
İki yol
Parmenides'in Peri Physeos (Doğa üzerine) şiiri, bilgiye yönelen bir yolculuk alegorisiyle başlar. Filozof Güneş'in kızlarının yönettiği bir arabayla, Gün'ün ve Gece'nin kapılarından geçer ve bu kapıların ardında Hakikat Tanrıçası (Aletheia) ya da Bellek (Mnemosyne) tarafından karşılanır. Tanrıça ona iki yol sunar ve seçiminde yardımcı olur. Bunlardan ilki izlenmelidir ve o hakikat yoludur. Doğruca Varlık'a ulaştırır. Varlık yaratılmamıştır, yok olmaz, bölünmez, değişime uğramaz ve kusursuz bir küreye benzer. İkinci yol gecenin, hiçliğin ve Varlık olmayanın yoludur.
Şiirin ikinci bölümünde tanrıça evreni oluşturan iki "hamur" ya da iki "kumaş" olduğunu hatırlatır. Birincisi sıcak, ışıklı, sesli ve belleklidir. Öteki ise soğuk, sessiz, ışıksız, ağır ve unutkandır. İnsanların bu dünyaya razı olmalarını sağlayan bu ikilik sürekli çatışma halindedir. Bilgelik ise bambaşka bir çaba içerisinde, çile çekerek Varlık'a uzanan bir aşamalı gelişim sürecidir.
***
Delphoi'de buyruklarını açıklayan ve uzaktan insanları cezalandıran kâhince kendinden geçişin tanrısı Apollon, aynı zamanda insanları, sanat aracılığı ile acıyı dönüşüme uğratmaya ve hem zekâ hem de kendine egemen olarak korkuyu yenmeye çağıran tanrıdır. Apollon'un karanlık anlamına ulaşmak, Antik Yunan bilgeliğinin köküne ulaşmak demektir.

Yaş sınırı nedeniyle konserlerine gelemeyen dinleyicileri için faklı bir konsept hazırlayan Hayko Cepkin, 'Bebelere Balon' adını verdiği konser serisi ile gençlerimize yaşları gelmeden, mekanlara girme fırsatı tanıyor.

Yapmış olduğu albümler, sahneye taşıdığı hikayeler, Türkiye’de hiç görülmemiş sahne performansları, şarkı sözlerindeki derinlik ile ilk albümünden beri her zaman kendisinden söz ettiren Hayko Cepkin, 18 yaş altı dinleyicilerinin de mekanlara girebilmesi için 'Bebelere Balon' adını verdiği bir konser serisinin hazırlıklarıyla meşgul.
Büyükler için 6 Şubat garajistanbul, 20 Şubat Kadıköy Sahne ve 27 Şubat Bursa Hayal Kahvesi (Görükle) konserlerini gerçekleştirecek olan Hayko Cepkin’in ‘Bebelere Balon’ adını verdiği 18 yaş altı konserinin ilki 1 Mart 2015 Pazar günü Garajistanbul sahnesinde gerçekleşecek.

İKİ aylık edebiyat dergisi Notos, yarın yayımlanacak 50’nci sayısında roman kahramanlarına dair kapsamlı bir soruşturmanın sonuçlarını okurlarıyla paylaşacak. Derginin her yıl gerçekleştirdiği soruşturmasının bu seferki konusu, dünya ve Türk edebiyatının ‘en önemli roman kahramanları’ oldu. 295 seçicinin önerdiği 367 kahraman arasından seçilen 40 kahramanın yer aldığı listenin ilk sırasında Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ romanının baş kahramanı Rodion Romanoviç Raskolnikov yer alıyor.
Listenin ilk 15 sırasına Türk edebiyatından da üç roman kahramanı girdi. Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ romanıyla aynı adı taşıyan kahramanı İnce Memed dördüncü, Yusuf Atılgan’ın ‘Anayurt Oteli’nin kahramanı Zebercet yedinci, Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ romanının kahramanı Selim Işık ise on birinci sırada yer aldı.
İNCE MEMED İLK 5’TE
Tamamı Notos dergisinin 50’nci sayısında yayımlanacak 40 kahramanlık listenin ilk 15’i şöyle:
1. Rodion Romanoviç Raskolnikov (Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza)
2. Don Kişot (Miguel de Cervantes Saavedra, Don Kişot)
3. Anna Karenina (Lev Tolstoy, Anna Karenina)
4. İnce Memed (Yaşar Kemal, İnce Memed) 






5. Emma Bovary (Gustave Flaubert, Madam Bovary)
6. Gregor Samsa (Franz Kafka, Dönüşüm)
7. Zebercet (Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli)
8. Joseph K. (Franz Kafka, Dava)
9. İlya İlyiç Oblomov (İvan Gonçarov, Oblomov)
10. Meursault (Albert Camus, Yabancı)
11. Selim Işık (Oğuz Atay, Tutunamayanlar)
12. Jean Valjean (Victor Hugo, Sefiller) 
13. Clarissa Dalloway (Virginia Woolf, Mrs. Dalloway)
14. C. (Yusuf Atılgan, Aylak Adam)
15. Holden Caulfield (J.D. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar)